Geçtiğimiz hafta Fransa’nın Windows ekosisteminden Linux tabanlı sistemlere geçiş kararı, küresel teknoloji gündeminde adeta bir domino etkisi yarattı. Hemen ardından Almanya, Polonya, Hollanda, Lüksemburg ve Belçika; kamu çalışanlarının WhatsApp ve Signal gibi platformları kullanımına kısıtlamalar getirdi. Avrupa Komisyonu’nun da yıl sonuna kadar benzer bir dönüşümü tamamlaması bekleniyor. Bu radikal kararların arkasındaki temel gerekçe oldukça net. İletişimimizin kontrolümüz dışındaki platformlarda gerçekleşmesi ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Dijital egemenlik savaşı şimdi başlıyor. Tehlikeler, riskler artık daha hızlı tespit ediliyor ve önlemler alınıyor. Peki, seçimimizi bu ikilem içinde hangi taraftan yana yapacağız? ya da Kurumlar veya şirketler neleri değiştirecek?
Dijital Egemenlik Savaşı: Türkiye
“Yerli ve Milli” Olmak Tek Başına Yetmiyor. Belçika’nın BEAM’i, Fransa’nın Tchap’ı, Almanya’nın Wire ve Türkiye’nin BiP… Hepsi “güvenli ve yerli” iddiasıyla yola çıktı. Ancak hiçbiri WhatsApp’ın küresel hakimiyetini sarsamadı. Çünkü teknoloji dünyasında geniş kitle yayılımı zorunlulukla değil; kullanıcı deneyimi, hız ve istikrarla sağlanır .
Kullanıcılar için şunlar önceliklidir:
- Dosya paylaşımı sorunsuz olsun
- Görüntülü görüşmeler donmasın
- Yazılan mesajlar anında gitsin
Bunları kullanıcısına sağlayamayan hiçbir platform, ne kadar güvenli olursa olsun geniş kitleler tarafından benimsenmez. Diğer örnekler de incelenebilir. Peki bu nasıl sağlanır veya sağlanmaz yakından inceleyelim.
Teknik Altyapı
Bir sistemin “yerli” olması, onun “çalışır ve sürdürülebilir” olduğu anlamına gelmez.
Sadece diğer ülkeler bazını değil; Türkiye özelini de değerlendirelim:
- ÖSYM sonuçlarının açıklandığı günlerde yaşanan yoğunluk
- e-Devlet girişlerinde oluşan darboğazlar veya
- MEB sistemlerinde zaman zaman yaşanan erişim sorunları
Yüksek erişilebilirlik (high availability) ve yatay ölçeklenebilirlik ülkemiz için hâlâ kritik bir sınav.
Öte yandan Meta altyapısı:
- Küresel dağıtık veri merkezleri
- Mikroservis mimarisi
- Optimize edilmiş veri iletimi
Devasa bant genişliği üzerine kurulu milyonlarca kamu çalışanının aynı anda:
- Sesli görüşme yaptığı
- Büyük dosyalar paylaştığı
- Anlık iletişim kurduğu bir sistemi zayıf bir altyapıyla yönetmek mümkün değil.
“Yerli olsun” bir vizyondur. Ama bu vizyon, kesintisiz performansla desteklenmezse, proje sürdürülebilir olmaz.
Kullanıcıya WhatsApp seviyesinde bir deneyim sunamazsanız, kaçınılmaz sonuç:
İkili kullanım kaosu yaşamak olacaktır. Dolayısıyla;
- Resmi işler, yerli uygulama kullanımına zorlayacaktır.
- Gerçek iş akışı ise WhatsApp ya da diğer uygulamaları kullanma sürecine yönlendirecektir.
İşte en büyük güvenlik açığı tam burada doğar.
- Kritik veriler kontrol dışına çıkar
- Denetim veya izleme imkânsız hale gelir
- Kurum içi veri politikaları delinir
Kuruma Özel İletişim Altyapıları
Önümüzdeki 3 ya da 5 yıl içinde tek bir global platformun dominasyonu yerine şu modele geçiş göreceğiz:
Kuruma özel,
- Entegre iletişim sistemleri
- İç ağ (intranet) yapıları
- ERP sistemleri veya
- Güvenlik duvarları gibi, iletişim de kurumun kendi altyapısının bir parçası olacak.
Bu ne anlama geliyor?
- Mesajlaşma ve iş süreçleri entegre olacak
- Veri tamamen kurum kontrolünde ve ayrıca denetiminde kalabilecek
- ERP ile doğrudan bağlantılı iletişim kurulabilecek
- Loglama ve denetim mümkün olacak
Türkiye İçin Büyük Fırsat
Bu dönüşüm Türkiye için büyük fırsat niteliğinde.
- Siber güvenlik şirketleri
- Yerli yazılım firmaları
- Bulut ve altyapı sağlayıcıları için ciddi bir fırsat penceresi açıyor.
Peki, bunun için ne gerekiyor?
- Kesintisiz çalışan sistemler
- Ölçeklenebilir mimari
- Kullanıcı dostu ara yüzler
- Ayrıca, global standartlarda güvenlik
Dijital egemenlik; sadece politik bir duruş değildir. Ayrıca sadece yerli yazılım üretmek değil; tam anlamıyla bir mühendislik kapasitesi meselesidir. Biz gerçekten bu yükü kaldırabilecek altyapıya hazır mıyız? Dijital egemenlik savaşı galibi sizce kim olacak?

